Yaşam Kutusu

Çok hızlı geçti değil mi okul hayatın, daha dün gibi okula başladığın ilk gün hatırla, mavi önlüğünle nereye geldim ben ya? Geçer mi bunca sene deyipte, parmak hesabıyla yılları saydığın , 3 ay okulun yaz tatiline girince sevindiğin, çevrenden ayrı kalınca da üzüldüğün lise yılların ve sonrasında da seni sen yapan üniversite hayatın derken dur bir dakika.. yoksa o da mı bitti. Üniversiteden mezun mu oldun? Tebrik ederim, fakat bir panik durumu mu var biraz san ki, “Ne yapmalıyım? Şimdi nasıl olacak? Eğitim hayatım devam etmeli mi? Yok iş hayatına atılayım ben… ya da ne yapmalıyım şimdi?” gibi sorularla mı uğraşmaktasın? o zaman biraz zaman ayırıp bu yazıya bir göz atmanı tavsiye ederim, yeni mezun ya da öğrenciliğin son demlerini yaşamaya devam eden arkadaşım 🙂

Öncelikle şundan emin olabilirsin ki, okul hayatı sonrası ve iş hayatı öncesi olarak bilinen, o kısa zamanlı süreçte, aynı soruları bende kendi kendime sordum. Tabi ki benim açımdan da hiç kolay değildi. Çünkü risk alarak yaptığım her seçim bana iyi veya kötü sürprizleri, kaybettiklerimi veya kazandıklarımı da beraberinde sundu. Sen kısaca bunlara tecrübe de diyebilirsin aslında… O zaman şöyle başlayayım, iş hayatına giriş sürecimizin en önemli aşamalarından birisi tecrübe olacaktır. İş ilanlarında da talep edilen 2, 3, 5 yıl tecrübeli eleman arayışı biraz gıcık ve anlamsız geliyor biliyorum … Hatta;

“Cidden hiç anlayamıyorum. Madem ki tecrübeli eleman arıyorsunuz, o zaman yeni mezunlar nasıl tecrübe kazanacak? Ve soruyorum sizlere nasıl iş bulacak bizim gibi yeni mezunlar? ” sorusunu da mutlaka sormuşsundur diye de düşünüyorum.

Bende sordum, başkaları da sordu. Yıllarca her yeni mezun hep aynı soruyu sordu. Önce kendine sordu, sonra arkadaşına sordu, uzmanına sordu, sistemine sordu, sordu da sordu işte… Şimdi kendimce tecrübenin tanımını kısaca yapmam gerekirse; şu yukarıdaki soruyu kendinize sormaya başladığınız an itibariyle başlayan, sonrasında talepleriniz doğrultusunda sizle birlikte gelişmeye ve büyümeye devam eden farkındalık sürecinin tamamına diyebiliriz.

Açık olmam gerekirse; tecrübenin ilk aşaması öncelikli olarak kendinizi keşfetmek olacaktır. Şu sorularla keşfinize başlayabilirsiniz;

* “Öğrenciliğim boyunca nasıl vakit geçirdim? Kendime katkı sağlayacak neler yaptım, neler öğrendim nasıl geliştim?”

* “Benim hayalim ne?” , “Ne iş yaparsam gerçekten kendimi iyi hissederim?”

* “Güçlü yönlerim ve geliştirebileceğim yönlerim neler?”

Soruları kendiniz de çoğaltabilirsiniz..

Diyeceksiniz ki belki şimdi bana, “Ya ne hayali ne iyi hissetmesi, önce bir iş bulayım da önemli olan o ” mantığıyla bir başlangıç yaparsanız da bir noktada tıkanır ve yeniden iş arayışına geçebilirsiniz.

Basit bir mantıkla, çevrenizde uzun yıllar, aynı mesleği yapan kişileri şöyle bir gözlemleyin. Birbirlerinden farkları ne sizce? , neden benzer iş veya pozisyonlarda çalışanlardan farklı farklı sesler yükselmekte? Biri işine söverken, diğeri ise mutlu ve mesut durumda, evet birçok kriter mutluluğumuzu da etkiliyor aslında. Kimimiz takdir edilmekten, kimimiz huzurdan, kimimiz rekabetten, kimimiz de paradan mutlu olmayı yeğliyor.. Aslında bu dört maddenin bir araya geldiği bir işiniz olursa demeyin keyfinize…

Dediğim gibi önce kendinizi keşfe çıkın, bu keşfi tamamladıktan sonra ise önceliklerinizi mutlaka belirleyin.En son olarakta fırsatları değerlendir, seçimini yap ve yoluna devam et. prensibiyle ilerlemenize başlayın. Sonrasında hayat zaten seni bir şekilde bir yerlere sürüklemeye devam edecektir.

İkinci konuya gelecek olursakta “Yaşam Kutusu”ndan bahsedeceğim. Yaşam kutusu seni sen yapan tüm deneyim ve birikimlerini biriktirdiğin sana özel paket olarak düşünebilirsin. Şimdi şöyle başlayalım. Şu ana kadar neler topladığını öğrenmemiz gerekmekte. Bu kutuma neleri dahil edebilirim diye sorarsan, “öncelikle hayallerinizi, öğrenimlerinizi, farkındalıklarınızı, emeklerinizi içine yerleştirebilirsin. Somut çıktıları olan diploma ve sertifikalarını da en üstüne koyarak, kutunun kapağını kapatabilirsin. Bu saydıklarımın hepsi kutuya zor sığdıysa, emin ol şuana kadar mükemmel işler gerçekleştirmişsin diyebilirim. Ve iş hayatında sana güzel fırsatlar sağlayacağını düşünmekteyim.

Ve en son olarakta, Sosyal Sorumluluk, Gönüllülük Çalışmaları, Staj deneyimleri ve Hobi ve Aktivitelerin var mı diye soracağım. Bu saydıklarım hakkında neler biliyorsun? Sana zahmet öğrendiğin ve deneyimlediğin proje ve çalışmaları da kutunun kapağını açıp üstüne ekleyebilir misin? İşte şimdi çok güzel oldu…

” +Tecrübeli +Sosyal +İletişimi Güçlü +Sorumluluk Sahibi +Yaratıcı +Öğrenmeye Açık +Takım çalışmasına Yatkın +Analitik düşünme +planlama ve organizasyon yeteneği gelişmiş … ”

İş ilanlarının birçoğunda yer alan yukarıdaki kelimeler biraz daha netleşti mi şu anda?

Yayınladıkları iş ilanları ile işletmeler aslında açıkça ne istediklerini yukarıdaki kelimeler ile belirtiyor. Yukarıdaki anlattığım çalışmayı tamamlayarak, kendini tarafsızca değerlendirebilirsin.

Unutmadan eğer kutunun fazlaca boş kaldığını düşünüyorsan sakın üzülme ve moralini bozma. Ve biran önce aksiyon alarak sende kutunu doldurmaya başla…

Bir Çin Atasözü Der ki;

“Bir ağaç dikmek için en iyi zaman 20 yıl önceydi, fakat ikinci en iyi zaman ise bugün.”

İsmail MURSALLI

www.kariyervar.com

İnsan Nedir?

Education_is_power

Düşünsel boyutta yazılar yazmak eğlencelidir. Kelimeleri seçmek ve aklından geçen kelimeleri yazıya aktarmak garip bir sevinç ve mutluluk verir. İç sesinle bütünleşmek ve olanları birebir yazmak huzurlu ve karmaşıktır da aslında … İhtiyacın varsa yazmalısın. Çünkü mutluluk yolunda bir terapi ile kendini keşfetme deneyimine şahit oldukça, daha da derinleşecek düşüncelerin ve kendini daha da sevecek veya kendinden daha da nefret edeceksin. Ama kalıcı eserler bırakmak için bu gereklidir . Her yazılan eser midir? diye sorgularsan, hayatına dair anlamlı veya anlamsız düşüncelerin aktarılması ve kalıcı hale getirilmesi birer eser olabilir.

Bu yüzden, “Bırak ya boşver sende kalsın düşüncelerin” derlerse dinleme kimseyi, iç sesine karşı gel ve aktar inatla…Harfler ve kelimeler bu yüzden varlar. Diller bu yüzden oluştular. Kalıcı hale getir kendini. Kimse okumasa da yaz, kendin için yaz sadece… Başkalarının söylemesine gerek olmadan da nefes aldığını asla unutma. Kalemin ve fikirlerin kadar güçlüsün bu hayatta.

weapon

Ruhun kelimelerle bütünleştikçe, içsel huzurun artacak ve gerçek Ben ’ e ulaşabileceksin. Bilimsel metadoloji ve araştırmaları bil, ama fikirlerinle büyü… Kalıplara takılıp kalmak yerine, sınırlarını zorla ve kendinle yarış, özellikle kendi sınırları içerisinde hapsolmuş olan, eğitimli aptal topluluğuna mensup kişiler  ile uğraşmak, senin için boşa vakit kaybı, bunu sakın unutma…Dil dökmektense, onlarla hiç muhatap olma.  İçi boş egolu insanları her daim gör ama aynı zamanda görmezden gel, … Silahını kuşan ve hazır ol her daim karşılarında. En büyük silahının “Bilgi” olduğunu unutma. Bilen insandan korkarlar ve tedirgin olur cahiller. Dikkat et ve gözlerine bakarak dinle ve konuş onlarla, Korkularının eşiğinin ne düzeyde olduğunu, gözlerinde gördükçe bu seni daha da güçlü kılacaktır.

human

Herkesi sevme, herkeste seni sevmeyecek bunu bil. Nefret edersen uzaklaş ve kaç oradan ama bazen de onların kaçmasını bekle. Dengesizlik içinde dengeli davran, tutarlı ol ve kendi içinde hesaplaş. Kendini tanı ve keşfetmeye çalış, sınırlarını zorla. Denemekten korkma,  başarılı veya başarısız ol, düşsen de düştüğün yerden kalkmasını bildiğini sakın unutma. Yürümeyi öğrenmek için defalarca düştün ve düşürüldün… Bebekken özgür doğdun ve tutsaklığı sonradan öğrendin. Toplumun belirlediği dayatmalarla eğitildin ve hayata karşı dik durduğunu sanarak eğildin. Düşündüm diye nasıl düşünmemeyi ve herkesin yaptığı gibi yapmayı öğrenerek, diploma denen kağıt parçasıyla, toplum denen topluluğa dahil edildin.

Dünya denen bir kürenin içinde, geçmiş yaşamların oluşturduğu ve üzerinde ayrı sistemlerin yer aldığı kara parçalarında, doğduğun yere göre değiştirildin. Ve bu değişimin adına kültür dendi… Sen de ünvanların arkasına sığınan, milyarlarca insandan birisin, basit bir canlısın işin özünde… Ne olduğun çokta önemli değil. İnsan olduğun kadar varsın.

Ayrıca, saygınlık unsuru olarak, toplum tarafından mesleğin, adının önüne geçirilmiştir. Ve kazandığın parayla orantılı olarak, bey veya hanım etiketi ile toplum derecelendirmesinde üst sıralarda yer alma hazzıyla yanıp tutuşan, basit bir canlı olma gerçeğini de hiçbirşey değiştirmeyecektir.

 

“ Kısacası ne olursa olsun, temelinde herkes gibi iç dünyasında korkuları, üzüntüleri, kaygıları, sevinçleri, mutlulukları, hırsları olan,  sevmek ve sevilmekten haz alan, dünya üzerinde  aynı doğup,  yaşadığı toplumun kurallarına göre uyumlaştırılma sürecine dahil edilen ve kendisine yapıştırılan etiketlerle varoluş sürecini tamamlayan, içinde bulunduğu sisteme uygun bir şekilde yaşamaya çalışan varlığa insan denir. ”

 

 

İsmail MURSALLI

 

Steve JOBS Kimdir?

Bazı insanlar dünyada kalıcı eserler bırakır ve ölümünden uzun yıllar geçse de daima adından söz ettirmeyi başarır ya, Steve Jobs ’ta bu ender insanlardan biridir. Steve Jobs ‘un, bir bilim adamı gibi herhangi bir buluşu olmadı belki ama girişimciliği, zekâsı, çalışkanlığı, inancı ve hayal gücü sayesinde başkaları tarafından keşfedilenleri, puzzle’ın parçaları gibi çok güzel bir araya getirmeyi başardı.

Continue reading

Geçmişe Yolculuk 80’ler , 90’lar

Arasıra aklımıza gelen, buram buram 80’ler 90’ları andığımız zamanlara gidelim istiyorum bu yazımda… Kısa bir geçmişi hatırlasak nasıl olur? Hazırsanız başlayalım o zaman. 🙂

 

90lar-kariyervarKeşke o günlere yeniden dönebilsek , Telefonlar ve bilgisayarlar yoktu hayatımızda ama daha huzurlu, mutlu ve birbirine daha saygılı insanlar vardı. Herşey daha masumdu, daha değerliydi, tabiri caizse küçücük şeylerden mutlu olduğumuz yıllardı… O zamanın çocuklarının, şimdiki çocuklarda olduğu gibi özel yaşam koçları, eğitmenleri , özel psikologları yoktu ama kendi sorunlarını kendi çözebilecek kadar cesaretli ve hürdü… Tüm sokaklar akşam ezanına kadar çocukların oyun sahasıydı. Hatta yaz aylarında , yemek sonrası oyunlara devam edilirdi… Aile bağları o yıllarda daha önemliydi. Fastfood denen şey yoktu, Salçalı ekmek vardı.  Sağlıklı besinler vardı… Mutfaklardan akşam saatlerinde çeşit çeşit mevsimine göre güzel yemek kokuları yükselirdi. O zamanlar meyvelere sebzelere organik mi diye sorularak alma ihtiyacı bile hissedilmezdi. Ki herşey zaten doğaldı, bilinirdi… Yemek sepeti falan da yoktu ama sütçü, ekmekçi, sebzeci meyveci, bohçacı, dondurmacı… Kapının önünden geçerdi.  Mahalle bakkalları günümüzde CRM/MIY denen şeyi,  yıllar önce zaten bilirdi ve uygulardı. Gelen müşterilerine önerilerde bulunur, peynirinin zeytininin en güzelini sunardı. Beğenmezsen geri getir diyerekte sattığı ürünün garantisini verirdi. Bilirdi ki çalıştığı toptancıları da özü sözü bir güvenilir iyi insanlardı.  Mahallede, kimin ne zaman ödeme yapacağını, kimin ne kadar sıkışık ve zorda olduğunu kısacası herşeyi bilir ama kimselere de belli etmezlerdi.

trt-kariyerAkşam yemeklerinde toplanmak ve sosyalleşmek tüm aile fertleri için bağlılıklarını artırıcı güzel bir paylaşımdı. Birlikte yemek yemek, sıkıntılarını dile getirmek, dertlerini paylaşmak, çözümler üretmek en güzel ve unutulmaz anlardan oluşurdu… Çocuklar, sosyal ağlarda 2000 takipçi kasmak gibi hayali şeyler için tüm gün odada kendilerini kapatmazdı. Zaten çok yaramazlık yapıpta ceza alındığında sokağa çıkma yasağı verilirdi… Şimdi ki çocuklarda da tam tersi dışarı çıkmalarını istemek çocuklar için ceza gibi. O zamanlarda sosyal çevre denilen şey gerçekte zaten vardı. Çevresi, okul arkadaşları, kendi mahalle arkadaşları ve komşu mahalle arkadaşlarından oluşurdu. Arkadaşlıklar yapmacık değildi, biri düştüğünde ve dizi kanadığında yerden kaldırılır, evine kadar bırakılırdı. Kin nefret gibi duygular yoğun yaşanmazdı.. Kavga edilirdi belki ama birkaç gün sonra hadi oynayalım diye yeniden çağrılırdı. Bir top ve bir ip dünyanın en mutlu çocukları için yeterdi. Hiçbirşey olmasa bile eldekiler ile yetinilir, farklı oyunlar yaratılırdı. Herkes birbirini tanırdı, bilirdi. Sokaklar bu yüzden oyunlar için daha güvenliydi… Televizyonlarda 24 saat yayın yoktu, TRT vardı sadece… 🙂 O da törenle açılırdı ve kapanırdı…Bu yüzden değerliydi. Açılış kapanış saatine göre insanlar planlar yapar ve sosyalleşirdi…Kısacası 90 lar güzeldi, içten, samimi, huzurlu ve sıcaktı…

Ve Birkaç Resim … Detaylı Albüm İçin Buraya Tıklayınız

cimadam

90’larda her evin maskotu popüler Çim Adam 🙂

 

kisilikenvanteri-kariyervar

 

 

 

 

 

 

 

90’ların Kişilik Envanteri Zeka Testi 🙂

 

Yeni yazılarda görüşmek üzere,

İsmail MURSALLI

Bilişimciden İK’cı Olur mu?

MIS graphic-kariyervarOlur mu olmaz mı? sorusuna cevap konusunda şüpheleri olanlar için bir yazı yazmak istedim. Şirketlerde, özellikle insan kaynakları departmanlarında çalışanların, Yönetim Bilişim Sistemleri  (Management Information Systems) bölümünü çok iyi bilmediğini gözlemlemekteyim. Bana sorulan,  “Neden bu alanda Yüksek lisans yaptınız?” sorusuna cevap olması ve genel itibariyle bölüme dair bir fikir oluşması amacıyla, böyle bir yazı yazmaya karar verdim. Benim bu bölümü seçme nedenim, açıkçası daha lise de okurken hedeflerimden bir tanesi olması ve ayrıca 2011’de yüksek lisans başvuruları için Almanya’ya gittiğimde bölüme dair daha detaylı bir araştırma yapma fırsatı bulmam ve bu mesleğin bana uygun olduğunu düşündüğüm için tercih ettim.  Bu mesleğin ilk olarak Almanya’da ortaya çıktığını ve günümüzde de bu alanda ki çalışmalara ciddi destek sağlayan bir ülke olduğunu, hemen dipnot olarak belirteyim.

Öncelikle; CV’ de Yönetim Bilişim Sistemleri’ ni görünce, direkt olarak ön yargıyla “Bu kişi Bilgisayarcı yaa İK’cı değil ki”  sözünü söylemeden hemen önce şunu belirtmeliyim ki;

Yönetim Bilişim Sistemleri (MIS), bilgisayar bilimleri ve işletme yönetiminin kesişimi olarak görülebilir ve bir işletmedeki tüm departmanların, bilişim sistemleri ile ilgili alt yapı, ihtiyaçlar veya planlama gibi konularıyla ilgilenir. Kısacası; İnsan, teknoloji, sistem teorisi, üretim yönetimi ve bilgi yönetimi alanlarını bir araya getiren bir bilim dalıdır. Yönetim, organizasyon,proje yönetimi,insan kaynakları, veri madenciliği, CRM, bilişim teknolojileri ve programlama gibi derslerden oluştuğu için çok yönlü gelişim sağlayan bir programdır.

Yonetimbilisimsistemleri

Ayrıca dünya genelinde incelediğimizde; Yönetim Bilişim Sistemleri alanında eğitimini tamamlamış olan bir kişi;  sistem analisti ve tasarımcısı, programcı, iş analisti, bilgi sistemleri yöneticisi, proje uzmanı ve yöneticisi,  insan kaynakları uzmanı/yöneticisi,  pazarlama uzmanı/yöneticisi ve finans uzmanı/yöneticisi  gibi analitik ve sosyal yönden beceri gerektiren, çeşitli  pozisyonlarda görev alabilmektedir.

Buna istinaden benim de sizlere hemen küçük bir sorum olacak: 🙂

” Bilgi Teknolojileri olmadan, İnsan Kaynakları Yönetimi olur mu? İnsan kaynakları yönetimi olmadan Bilgi Teknolojileri olur mu? ” 

 

Şirketlerde süreçlerin daha hızlı ve sistematik ilerleyebilmesi için, bazı departmanlar birbirleriyle daha yakın ilişkilere sahip olmalıdır. Bu nedenle İnsan Kaynakları ve Bilgi Teknolojileri’de ayrılmaz ikilidir. Hatta, global açıdan büyük şirketleri incelediğimizde, şirketlerin artık, İnsan Kaynakları departmanlarında, BT tabanlı eğitime sahip, İnsan Kaynakları Uzmanları çalıştırdıklarını da görmekteyiz.Günümüzde İnsan kaynakları faaliyetlerinin tümü ve faaliyet sonuçlarının ölçülmesi için alınan raporlamalarının hepsi ister istemez ERP yazılımları ile yürütülmektedir. Böylece Bilgi Teknolojileri, insan kaynaklarının can damarlarını oluşturmaktadır. BT’ci bir İnsan kaynakları Uzmanı çalıştırmanızın avantajlarını da örnekler vererek birinci ağızdan sizlere anlatmak istiyorum.

Management_Information_Systems

Kullanılan tüm ik yazılımlarının, son kullanıcı arayüzü dışında, arka tarafında ki işleyişini ve sistemsel olarak çalışma mantıklarını bildiğim için, meydana gelen sorunları çözüm sağlama açısından daha kolay müdahale edebiliyorum. Aslında, Algoritma denen mantık benliğime işlemiş diyebilirim.  🙂 Özel hayatımda da ister istemez olaylara belli bir sistem ve sırayla yaklaşıyorum.  Liseden itibaren 10 yılı aşkın bir süre, farklı programlama dilleriyle uğraşmam, bana tüm İK süreçlerinde, daha detaylı düşünmemi ve sistematik biçimde yaklaşabilme olanağı sağladı diyebilirim. Örneğin çalıştığım bir şirkette, İnsan Kaynaklarında ki farklı iş akışlarının tespitlerini yaparak, işi manuel’ den alıp, yazılımlar üzerinde yeniden yapılanmasını sağladığım birçok ik projesini hayata geçirme fırsatım oldu. Burada ben MIS Uzmanı olarak, BT uzmanlarıyla birlikte çalışarak, hem son kullanıcıların dilini, hem de BT Uzmanlarının dilini anlamamdan kaynaklı, daha kolay ve hızlı bir şekilde, bir köprü vazifesi  ile çalışmalar yürütebilmekte olduğumuzu söyleyebilirim. Ayrıca, MIS Uzmanları genel itibariyle işin programlama kısmıyla uğraşmamaktadır, ağırlıklı olarak odaklandığı esas konu anlamlı bir veri bütünlüğü yaratmak ve bilginin doğru yönetilmesini sağlayarak projenin başarılı bir şekilde yürütülmesini hedeflemektedirler.

Son olarak söylemek istediğim, şirketlerde özellikle  “Bilgi Teknolojileri, İnsan Kaynakları, Kurumsal İletişim ve Pazarlama departmanları” kardeştir. 🙂   Ve birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için mantığıyla süreçlerin yürütülmesi gerekmektedir. Günümüzde bu departmanları birbirinden ayrı düşünmek hatadır.

Yeni yazılarda görüşmek dileğiyle,

İsmail MURSALLI

Neden İnsan Kaynakları?

nedenik“NEDEN …?” Ne güzel soru kalıbıdır değil mi? , Neden ile başlayıp herşeyi anlatmasını istersin karşındakinin. Neden’i yazdıktan sonra, yanına ne koysan yakışır tabiri caizse… Bana da son zamanlarda yaptığım iş görüşmelerinde sorulan en popüler soruların başında gelmektedir. Bundan dolayı, “Neden İnsan kaynakları?” ‘nı seçtiğim konusunda bir yazı yazmak istedim. Şimdi şöyle anlatmaya başlayayım hemen. Hayat bazen isteyerek, bazen de istemeyerek bizlerin yaşamlarına yön verir. İnsan kaynaklarını ilk anımsadığım an, üniversitenin 1.sınıfında katıldığım,  “CV Hazırlama ve Mülakat Teknikleri ” eğitimiydi. Bazı firmalardan gelen İK Uzmanları bu seminerde, CV hazırlamanın detaylarını, iş görüşmelerine nasıl gidilmesi gerektiğini, kısacası bu mesleğin adab-ı muaşeretine dair bilgilendirmelerini yaptıkları bir seminer programıydı. İçimden geçirdiğim, ne güzel ya, eğlenceli, iletişimi bol ve saygın bir meslek olmalı mesajını, ilk kez o an beynime göndermiştim. Aradan yıllar geçti, Her ne kadar liseden başlayarak, istemsiz tercihler ve sonrasında eğitim sisteminin de  yönlendirmeleriyle devam ettirdiği, Bilgi Teknolojileri konusunda üniversite eğitimlerimi tamamlasam da, içimden bir ses  yıllar önce beynime gönderdiğim o mesajı takip etmem hususunda sinyaller veriyordu. Şimdi bir soru gelecek sizden. “Eee arkadaş boşuna mı okudun bunca yıl?? o zaman ” Tabi ki Hayır, aksine  B.T. ‘de ki uzmanlığım, özellikle iş hayatında çok fazla işe yaradı ve yaramaya da devam etmekte… 

Ayrıca; eğitim anlamında çok yönlü kişisel ve teknik gelişim sağlamanın, her zaman daha faydalı olduğu görüşünü savunmaktayım. Ki bu çok yönlülük, hem iş hayatımda, hem de özel hayatımda bana farklı bakış açıları ve işin detaylarına farklı yönlerle çözümler üretebilme kabiliyeti kazandırdı. O yüzden inanın bana, aldığınız 5 dakikalık bir eğitimin bile katkısı hiç ummadığınız bir anda müthiş bir şekilde size geri dönebiliyor. Bu nedenle ömür boyu,

Öğrenin veee en önemlisi Öğretin. Korkmayın hiç bir şekilde eksilmezsiniz, değer kaybetmezsiniz… Paylaşın! 

 

” Bazen farklı anahtarlara sahip olmak zenginliktir. Biraz cebinizde ağırlık yaparlar, ama bu zorlu veya imkansız dediğiniz kapıları daha kolay açabilme fırsatını da size sağlayabilirler.” Bu nedenle kapınızın kilidi bozulduğunda hemen çilingir çağırmak yerine, cebinizde biriktirdiğiniz anahtarları deneyin. Kapınızı açabilecek doğru anahtar belki de cebinizde mevcuttur.  “

1) Ne Okudum? Ne Oldum?

Türkiye’de maalesef büyük bir çoğunluk, alanı dışında ki işlerde çalışmakta. Bir yazılım uzmanı satın alma da, bir mühendis  satışta, bir İngilizce öğretmeni insan kaynaklarında, bir iktisatçıyı da yazılım alanın da çalışırken görebilirsiniz… Aslında bu örnekleri çoğaltmak fazlasıyla mümkün. İş hayatına girdiyseniz gerçek tabloyu daha net gözlemleme şansına da zaten sahipsiniz. İşin şu noktası da ayrıca dikkat çekicidir. Okuduğu bölümü dışında mesleklerde çalışanlar, eğer yaptığı işlerden gerçekten zevk alıyor, hatta bu mesleğin eğitimini almış kişilerden, daha başarılı bir şekilde icra edebiliyorsa, burada alınan üniversite eğitiminin de, iş hayatına ne kadar katkı sağladığı konusunda, bazı gerçekler ister istemez kafamı kurcalıyor.

Aslında, üniversite okumakla, o mesleği iyi icra edebilmek ayrı yeteneklerdir. Burada diploma sahibi olmak teorik anlamda kişinin sadece işe girmesini sağlamasına rağmen, girdikten sonraki mesleki yeteneğin nasıl ortaya çıkarılacağı ve yönetileceğini keşfetmek asıl konudur. Bu yüzden sadece, ben bu işin eğitimini aldım, bu işi alaylıdan daha iyi yaparım diyerek, egosu bol bir yaklaşım içerisine sakın girmeyin. Bazı durumlarda yanılırsınız, yanıltırlar… 😉

meslek

Öğrencilerin “Haydi Hayırlısı!” diyerek başladıkları, öncelikle lise tercihleri ve sonrasında da üniversite tercihleri, şeklinde devam eden süreçlerde,  açıkça seçme şansı vermeden, kaderci ve  ne çıkarsa bahtıma sistemi ile okula yerleştirilmesi nedeniyle, baştan yapılan yanlış bir seçimin sonuçları, kişinin ömrü boyunca hatalarla devam etmesi gerçeğini doğuruyor. Bu kişilerden çok az bir kısmı risk alarak ya da önüne çıkan bazı fırsatları değerlendirerek, istediği alanda çalışmalarını gerçekleştirme imkanına sahip oluyor.

Öyle ki daha spesifik bölümlerden mezun olupta (doktor, avukat, eczacı vb. )  mesleğini sevmediği için, çok farklı sektörlerde çalışan kişilerle bile karşılaştım. Kısacası Türkiye’de iş memnuniyetsizliği her alanda var.  Ve şu bir gerçek ki eşinin dostunun, ailenin tavsiyesiyle meslek seçmek ve okumak, bir yerden sonra kişiye fayda yerine, zarar sağlamaktadır.

Ne zaman ki mesleğe göre iş seçme mantığından çıkıpta, işe göre meslek seçmeyi sağlayan bir eğitim sistemi bilincine ulaşabilirsek, işte o zaman “Neden?” sorusunu sormayı daha az ihtiyaç duyacaksanız sevgili meslektaşlarım ve arkadaşlarım…

2Neden İnsan Kaynakları? sorusuna kısaca cevabım ise şöyledir;

 

                                     “Aklım öyle istedi. Kalbim sevdi. Ruhum onayladı… “  

Şunu unutmayın, meslek seçiminde, bu 3 kriter olmazsa olmazdır. İşinizden memnun değilseniz risk almaktan ve denemekten asla korkmayın. Maceracı olun ve değişimi kendinizden başlatın…  😉

 

konfucyus-kariyervar

 

Yeni yazılarda görüşmek üzere…

 

İsmail MURSALLI

 

Not: Cevap yeterli gelmediyse bana ulaşabilirsiniz. 🙂

*Ayrıca İnsan Kaynakları alanında aktif olarak iş arayışım devam etmektedir.

Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun

“Hayatımızda yer alan bütün Kadınlarımızın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!…”

fb_ımg_1457392136169.jpg.jpeg

Herkese İnsan denilebilir, ama İnsanlık herkesin sahip olamayacağı ayrı bir sorumluluktur. Ve maalesef insanlık vasfını taşımayan milyonlarca insanla aynı dünyayı paylaşmak durumundayız…
İnsanlık, saygıyla başlar. Saygıların en yücesi ise, Anneye duyulan sevgiyle başlar. Bir çocuk saygıyı, sevgiyi ilk kez aile içerisinde gözlemler ve öğrenmiş olur. Anne ve babanın önce  birbirine, sonra da diğer insanlara olan davranışları, çocuğun ileride ne kadar insanlık bilincine sahip olacağı veya olamayacağını belirler. Bu nedenle İlk tohum ailede atılır, büyür ve gelişir.
Dünya üzerinde kadına şiddet uygulayan ya da bu ideolojiye destek çıkan tüm yozlaşmış cahil beyinlerin, dünya üzerinden biran önce yok olması dileğiyle… Eşit ve Özgür bir dünya için lütfen çocuklarınızı insan olmayı değil insani vasıflara sahip olabilmeyi öğretin… Unutmayın;

Sevgi Dünyadaki En Büyük Güçtür.

Ve son olarak güzel bir OSHO sözünü sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Kadın erkekten çok daha önemlidir. Çünkü o rahminde hem erkeği hem kadını taşır. O kıza ve oğlana, her ikisine de annelik eder; her ikisini de besler. Erkekle yarışıyorsun ve yarışmana gerek yok; sen zaten üstünsün. Şiir yazmaya gerek yok, şiir sensin. Sevgin senin müziğindir. Sevgilinle birlikte çarpan kalbin senin dansındır.”

İsmail Mursallı

#Human #Women’s #rights #equity #freedom

Yaşamın Yankısı Güzel Bir Hikaye

Doğan Cüceloğlu’nun “Keşke’siz bir yaşam için iletişim” kitabını okumaya başladım. Doğan Bey, kitapta hayata dair birçok konuda, güzel farkındalıklar yaratabilecek konulara değinmiş. Kitapta ilişkiler,sevgi,saygı,içsel duygu ve düşüncelerimize dair birçok güzel hikaye ve yazı, iletişim yeteneklerimizi artıracak bilgiler, insana özgü belki her gün yaptığımız, fakat yaptığımızın farkında olmadığımız konularda güzel detaylar yer almakta. Bu nedenle henüz okumadıysanız mutlaka okumanız konusunda sizlere de tavsiye ederim. Özellikle kitapta “Ne ekersen onu biçersin” atasözünü anlatan bir hikaye çok hoşuma gitti. Bu nedenle sizlerle paylaşmak istedim…

hikaye

YAŞAMIN YANKISI

Dağlık bir bölgede adam küçük oğluyla yürürken, çocuk ayağını taşa çarpar ve can acısıyla, “Ahhhh” diye bağırır.

Dağdan, “Ahhhh” diye bir ses gelir ve bu sesi duyan çocuk hayret eder.
Merakla, “Sen kimsin?” diye bağırır; ama aldığı tek yanıt, “Sen kimsin?” olur.
Çocuk bu yanıta kızar ve, “Sen bir korkaksın!” diye bağırır. Dağdan aldığı yanıt, “Sen bir korkaksın!” dır.
Babasına bakar ve “Baba ne oluyor?” diye sorar.
“Oğlum dikkat et” diyen baba, vadiye doğru, “Sana hayranım!” diye bağırır.
Ses, “Sana hayranım!” diye yanıtlar.
Baba, “Sen harikasın!” diye yine bağırdığında, bu kez dağdan, “Sen harikasın!” yanıtı gelir.
Çocuk şaşırmıştır, ama hala ne olduğunu anlayamamıştır.

Baba oğluna durumu açıklar; “Oğlum. insanlar buna yankı derler; ama gerçekte yaşamın kendisidir. Yaşama ne verirsen sana onu yansıtır.
Yaşam senin davranışlarının aynasıdır.

-Eğer yaşamında daha çok sevgi istiyorsan, insanları daha çok sev.
-Eğer sana saygılı davranılmasını istiyorsan. insanlara saygılı davran.
-Eğer başkaları tarafından anlaşılmak istiyorsan, önce başkalarını anlamaya gayret göster.
-Eğer insanların sana hoşgörülü ve sabırlı davranmasını istiyorsan, önce sen insanlara hoşgörülü ve sabırlı olmalısın.

Oğlum yaşamda ne ekersen onu biçersin. Bu doğa yasası, yaşamın her yönü için geçerlidir.”

İnsanların yaşamı tesadüfler sonucu oluşmaz; İnsanların yaşamı onların davranışlarının yansımasından başka bir şey değildir.

“İletişim Donanımları”
Doğan CÜCELOĞLU

Ne İstiyoruz? Ne istiyorsunuz?

Hayatta bazı seçimler yaparız ve beraberinde yeni seçimlerde ardından gelir. Herkes kendi seçimleriyle geleceğini belirler.  Yakın çevremizde , arkadaşlarımızda, akrabalarımızda, var olan mevcut sistemde bizleri seçim yapmaya zorlar. Herkes beklenti içerisindedir. Herkes çok akıllıdır. Herkes bilgisini paylaşmayı çok sever. Akıl vermek konusunda milletçe iyiyizdir zaten… Hangi bölüm iyidir, hangi okul iyidir, hangi şehir , hangi zaman , hangi seçim , hangi meslek daha iyidir?? Amcasının oğlu , halasının kızı, arkadaşının çocuğu, bilmem neyin yeğeni, arkadaşının oğlu seçmiştir o bölümü okuyordur ya iyidir işte… Peki ya sonrası, kpss, dgs, yds, mds, her şeyin bir sınavı vardır devlet yolunda. Özel şirketlerde de şartlar farklı değildir gerçi, onlar da elemeyi sever.

hr3

Elenmek veya elemek hayatın önemli bir safhasıdır aslında. Herkesin kendince koyduğu kurallar vardır. Kurallar neticesinde, kendilerince koydukları kurallar ile çürük, vuruk, kurtlu ve sağlam elmaları elemeye çalışır insanoğulları. Peki ya kurallar ne kadar doğrudur? Kime göre, neye göre en doğrudur? sorgulanmaz hiç… Sorgulamaya da gerek yok ki! Önemli olan elemektir. Çünkü böyle öğretilmiştir, böyle oluşmuştur hayat.. Doğuştan itibaren elenerek gelmişizdir ya zaten… Arkadaşlarını elemeyi öğrenerek büyümüştür çocuklar, oyuncaklarını elemiştir, yemeklerini elemiştir… Evde pirinç elemiştir anneler, dışarda kum elemiştir babalar, Elenmiştir sonuç itibariyle herşey. Herkes ve herşey bir şekilde o elemenin evresinden geçmiştir… Sevenler ve sevilenler bile elenmiştir yeri geldiğinde . Elmalar arasında ki kurtlu ve yamuk elmalarda değerlidir aslında, ağaçta daha doğal büyümesidir tek suçu …Toplum görselliği baz alarak eleme yapmaya alışkındır. Kabukları parlak ve pürüzsüz diye seçilmiş güzel elmalar sıralanır her daim tezgahın önüne, bazılarının sadece kabukları güzeldir aslında, içleri çürümüştür de farkedilmez hiç.

Güzellerle, insanları kendine çekip, çürük ve eziklerle doldurmaktır poşeti hızlıca!  Şimdi reklamlar… Eve gidince sıkıca düğümlenmiş poşeti açtığınızda, elmalarla göz göze geldiğiniz andır işte gerçek hayat…  Görünüş güzeldir de, dokunmakta önemlidir seçim yaparken.

belgesel3-kariyervar

Hissiyatlar,duygular ne kadar da azaldı günümüzde, insanlar ne kadar birbirinin hayatlarına dokunuyor eskisi gibi, ne kadar yardımsever, ne kadar güler yüzlü, ne kadar sevgi dolu değil mi  insanlar? Ne zaman kendinizi tamamiyle vererek dinlediniz sevdiğinizi? en son ne kadar oldu da yardım ettiniz ihtiyacı olan birine, en son ne zaman ağladınız? , ne zaman güldünüz? komşunuzla, dostunuzla ?? en son ne zaman paylaştınız çok sevdiğinizi ve iyiki hayatımdasın dediniz sevdiğinize,eşinize, ailenize?? Hayat uzun gelse de hepimize, koşuşturmalarımız çok hızlı kalıyor hayatlarımızın yanında, Uzun zamanın kısa kesitlerinde hayatlar yaşayıp gidiyoruz, tıpkı diğerleri gibi… Öncesi ve sonrası da aynı olacak. Küçük oyunlar oynamayı bırakın ki, büyük maceralarınız olsun hayatınızda. Küçük kuyular kazarak bir yere varacağını düşünenler, bir gün kazdıkları kuyulara düşme ihtimallerini göze alamayacak kadar küçük insanlar topluluğudur aslında.

belgesel1-kariyervar

Yaşam kısa, mümkün olduğunca onurla nefes almak gerek.. Arkanızdan küfürler eşliğinde gitmek yerine, değer yaratacak şeyler için çalışın ve üretin. Düşünebilmek bizlere sunulan en değerli hediyedir, mümkün olduğunca bunu kullanmaya çalışın, bırakın birazcık  yorulsun ve çabalasın beyniniz…Birgün eğer hiçbirşey bırakamasanızda dünyada , geriye kalan düşünceleriniz güzel olsun. Paylaşın çoğalsın bildikleriniz, korkmayın paylaştıkça sizde öğreneceksiniz inanın. Kapatmak yerine açın ve güzellikle doldurun içinizi, kalbinizi. Sevginin gücü herşeyi yenecektir. İlerlemek birlikte daha güzeldir. Çelme takmak yerine el ele tutuşun, birlikte yürüyün hedeflerinize, insan olduğunuzu lütfen unutmayın. İnsan gibi yaşayın ve insan gibi değer verin… Ne istiyorum? sorusunu birkez olsun sorun kendinize, unutmayın ünvanlar ve yüklenen  etiketler gelip geçicidir, insani vasıflara sahip olabilmek ise kalıcı ve değerlidir.  ünvanların arkasına gizlenmek yerine, Adınız ve Soyadınız ile hatırlanın…

 

İsmail MURSALLI

Bir İşe Alımcıdan Adaylara Kısa Notlar

Merhabalar, bloguma yeni yazılar yazmayı çok istememe rağmen uzunca bir süredir hiçbirşey yazmayarak bu mecradan  uzak kaldım. Aslında hem mesleki, hem de kişisel gelişim konularında sizlerle paylaşacağım çok şey birikti.Bu nedenle bundan sonra fırsat buldukça gözlem ve deneyimleri kariyervar.com blog sayfam üzerinden paylaşmaya devam edeceğim. Bu yazımda da uzmanlık alanım olan, işe alım konusunda birşeyler yazmak istiyorum.  Continue reading