Hayatta bazı seçimler yaparız, beraberinde yeni seçimlerde ardından gelir. Herkes kendi seçimleriyle geleceğini belirler.  Yakın çevremizde, arkadaşlarımızda, akrabalarımızda var olan mevcut sistemde bizleri seçim yapmaya zorlar. Herkes beklenti içerisindedir. Herkes çok akıllıdır. Herkes bilgisini paylaşmayı çok sever. Akıl vermek konusunda milletçe iyiyizdir zaten… Hangi bölüm iyidir, hangi okul iyidir, hangi şehir, hangi zaman, hangi seçim, hangi meslek daha iyidir? Amcasının oğlu, halasının kızı, arkadaşının çocuğu, bilmem neyin yeğeni, arkadaşının oğlu seçmiştir o bölümü okuyordur ya iyidir işte… Peki ya sonrası, kpss, tyt, dgs, yds… her şeyin bir sınavı vardır devlet yolunda. Özel şirketlerde de şartlar farklı değildir gerçi, onlar da elemeyi sever.

Elenmek veya elemek hayatın önemli bir safhasıdır aslında. Herkesin kendince koyduğu kurallar vardır. Kurallar neticesinde, kendilerinin koyduğu kurallar ile yamuk, kurtlu veya sağlam elmaları elemeye çalışır sistem. Peki ya kurallar ne kadar doğrudur? Kime göre, neye göre en doğrudur? sorgulanmaz hiç… Sorgulamaya da gerek yok ki, önemli olan elemektir. Çünkü böyle öğretilmiştir, böyle oluşmuştur hayat.. Doğuştan itibaren elenerek gelmişizdir ya zaten… Arkadaşlarını elemeyi öğrenerek büyümüştür çocuklar, oyuncaklarını elemiştir, yemeklerini elemiştir… Evde pirinç elemiştir anneler, dışarda kum elemiştir babalar, Elenmiştir sonuç itibariyle her şey. Herkes ve her şey bir şekilde o elemenin evresinden geçmiştir… Sevenler ve sevilenler bile elenmiştir yeri geldiğinde. Elmalar arasında ki yamuk ve kurtlu elmalarda değerlidir aslında, ağaçta daha doğal büyümesidir tek suçu… Toplum görselliği temel alarak eleme yapmaya alışkındır. Kabukları parlak ve pürüzsüz diye seçilmiş güzel elmalar sıralanır her daim tezgâhın önüne, bazılarının sadece kabukları güzeldir aslında, içleri çürümüştür de fark edilmez hiç.

Güzellerle, insanları kendine çekip, çürük veya yamuklarla doldurmaktır poşeti, eve gidince sıkıca düğümlenmiş poşeti açtığınızda, elmalarla göz göze geldiğiniz andır işte gerçek hayat… 

Hissiyatlar,duygular ne kadar da azaldı günümüzde, insanlar ne kadar birbirinin hayatlarına dokunuyor eskisi gibi, ne kadar yardımsever, ne kadar güler yüzlü, ne kadar sevgi dolu değil mi  insanlar? Ne zaman kendinizi tamamiyle vererek dinlediniz sevdiğinizi? en son ne kadar oldu da yardım ettiniz ihtiyacı olan birine, en son ne zaman ağladınız? , ne zaman güldünüz? komşunuzla, dostunuzla ?? en son ne zaman paylaştınız çok sevdiğinizi ve iyiki hayatımdasın dediniz sevdiğinize,eşinize, ailenize?? Hayat uzun gelse de hepimize, koşuşturmalarımız çok hızlı kalıyor hayatlarımızın yanında, Uzun zamanın kısa kesitlerinde hayatlar yaşayıp gidiyoruz, tıpkı diğerleri gibi… Öncesi ve sonrası da aynı olacak. Küçük oyunlar oynamayı bırakın ki, büyük maceralarınız olsun hayatınızda. Küçük kuyular kazarak bir yere varacağını düşünenler, bir gün kazdıkları kuyulara düşme ihtimallerini göze alamayacak kadar küçük insanlar topluluğudur aslında.

Yaşam kısa, mümkün olduğunca onurla nefes almak gerek.. Arkanızdan küfürler eşliğinde gitmek yerine, değer yaratacak şeyler için çalışın ve üretin. Düşünebilmek bizlere sunulan en değerli hediyedir, mümkün olduğunca bunu kullanmaya çalışın, bırakın birazcık  yorulsun ve çabalasın beyniniz…Birgün eğer hiçbirşey bırakamasanızda dünyada , geriye kalan düşünceleriniz güzel olsun. Paylaşın çoğalsın bildikleriniz, korkmayın paylaştıkça sizde öğreneceksiniz inanın. Kapatmak yerine açın ve güzellikle doldurun içinizi, kalbinizi. Sevginin gücü herşeyi yenecektir. İlerlemek birlikte daha güzeldir. Çelme takmak yerine el ele tutuşun, birlikte yürüyün hedeflerinize, insan olduğunuzu lütfen unutmayın. İnsan gibi yaşayın ve insan gibi değer verin… Ne istiyorum? sorusunu birkez olsun sorun kendinize, unutmayın ünvanlar ve yüklenen  etiketler gelip geçicidir, insani vasıflara sahip olabilmek ise kalıcı ve değerlidir.  ünvanların arkasına gizlenmek yerine, Adınız ve Soyadınız ile hatırlanın…

İsmail MURSALLI